KİTAPLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KİTAPLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2021 Perşembe

Ölüler Kıraathanesi - FATİH GEZER

 

    İlk defa bir kitap hakkında doğru cümleleri kuramayacağım endişesiyle başlıyorum yazmaya. Öncelikle kitabın yazarı Fatih Gezer'den bahsetmek gerekir ki bence büyük bir övgüyü hakkediyor. Kendisini daha öncesinde tanımadığımı da üzülerek belirtmek isterim, müzik ve televizyonla ilgilenmiş ama bence iyi ki kitap yazmış 😊

Kitabın kurgusu, dilinin akıcılığı bence olağanüstüydü. 2021 yılında okumaktan bu denli keyif aldığım başka bir kitap olmadı. Yolda yürürken okudum, toplu ulaşımda okudum, kitabı okumak için çok defa evden erken çıkıp bir çay bahçesine gidip okudum, iş yerinde fırsat yaratıp 2-3 cümle okudum.Kısaca okumak için vakit yarattım.

Kitabı nasıl anlatmalı bilemiyorum. 2021 yılı Vedat Türkali İlk Roman ödülü aldığının da altını çizmekte yarar var.

     Birbirine benzer ama birbirinden bir o kadar da farklı 8 ayrı karakteri anlatıyor kitap ,içlerinden biri de bir Kangal kırması  köpek Lessie ya da asıl ismiyle Hektor. O kadar çok sevdim ki bu köpeği sanırım en çok onun hikayesine güldüm. Evet güldüm içinde 8 ayrı hüzün barındıran ama aynı zamanda güldüren bir kitaptı Ölüler Kıraathanesi. Her bir karakteri , ölümle sonuçlanan o günü ve kendi hikayelerini anlatıyordu ki Muhsin’e kadar esrarı çözememiştim bende. En sevmediğim karakter de Muhsin’di bu arada.

Kitabı gerçekten çok ama çok sevdim belki ilerde bir gün sıcak, samimi bir ortama ihtiyaç duyarsam tekrar Ölüler Kıraathanesi’ne yolum düşer kim bilir.

 

Ellerine sağlık Fatih Gezer, bir sonraki kitabını merakla bekleyeceğim…

(Kitabı okumaya geçtiğimiz hafta başlamıştım o gün de Beşiktaş’taki Yahya Efendi Türbesine ziyarete gitmiştim fotoğraf da oranın hatırası)


14 Ağustos 2021 Cumartesi

Gülünün Solduğu Akşam - ERDAL ÖZ

     Okuduğum ilk Erdal Öz kitabı, içim,kalbim sızladı her bir satırda. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in cezaevindeki son günlerini anlatıyor. Daha doğrusu Erdal Öz’ün Ankara Bir Numaralı Mamak Cezaevinde Deniz Gezmiş ile bir arada kaldığı dönemde Deniz Gezmiş’in “Bizi sen yazmalısın.” demesiyle başlayan bir serüven. Belgeler, notlar, görgü tanıkları ve ailelerin anlattıklarıyla oluşmuş bir kitap. Kitabın genelini Rodrigo’nun Gitar Konçertosu’nu dinleyerek okudum. Deniz Gezmiş asılırken bu konçertoyu dinlemek isterim demiş. Hissettiklerinin düşündüklerinin milyonda birini hissedemem biliyorum ama o kadar etkiledi ki beni anlatamam sanırım size. İnsan olmanın, vicdanlı olmanın ne demek olduğunu sorgulattı bana. Sorgulamalar, işkenceler, imzalatılamaya çalışılan ifadeler, ahhhhhh dedim ahhhh.




Size bu üç fidanın asılmadan önceki son sözlerini bırakıyorum. 

DENİZ GEZMİŞ 06.05.1972 01:25

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Marksizm’in Leninizm’in yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının devrimci bağımsızlık mücadelesi. Yaşasın işçiler, köylüler. Kahrolsun Emperyalizm."

YUSUF ASLAN 06.05.1972 02:25

"Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu uğrunda şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar, şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerika'nın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler, kahrolsun Faşizm.

HÜSEYİN İNAN 06.05.1972  03:00

"Ben hiçbir kişisel çıkar gözetmeden ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için savaştım. Bu an'a kadar bu bayrağı şerefle taşıdım. Bundan böyle bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler. Yaşasın devrimciler. Kahrolsun Faşizm.

Ve tabi ki ERDAL ÖZ,

6 Mayıs 2006 da infazların gerçekleştiği tarihten tam 34 sene sonra kansere yenildi. Bıraktığı eserler ve kurucusu olduğu Can Yayınları hatırasını yaşatmaya devam etmekte. İyi ki Erdal Öz’le Gülünün Solduğu Akşam ile tanışmışım.

Gidenlere sonsuz saygı ile…






31 Temmuz 2021 Cumartesi

Balıkçı ve Oğlu - ZÜLFÜ LİVANELİ


Balıkçı ve Oğlu tatilde okuduğum 4. ve son kitap.Ben bir Livaneli hayranıyım kitaplarına,müziğine,sanatına hayranlığım sonsuz.Lakin evet orada bir lakin var.Kitaplarından, söyleşilerinden eski tadı maalesef almıyorum.Balıkçı ve Oğlu beni Huzursuzluk kitabını okuduğumda hissettiğim  duygularla doldurdu.Sanki zorlama birşeyler var orada,havada kalıyor anlatılmak istenen,güncel olaylar bir hikaye örgüsüyle nasıl anlatılıyorsa o şekilde kitaplaştırılıyor.Ama Zülfü Livaneli bu değil bence bu kadar basit değil yazdıkları,olmamalı.Haddim olmayarak bu akdar büyük bir sanatçıyı eleştirdiğim için özür dilerim ama bir okuyuucu olarak birşeylerin eksik olduğunu belirtmeden edemeyeceğim.

Kitaba gelince güzel miydi EVET,okunur mu EVET hemde bir çırpıda.Konu olarak bir Ege kasabasında balıkçılık yapan Mustafa'nın dennizde bulduğu cesetler ve ölmek üzere olan bebeğin kurtuluşunu eşi Mesude ile ona bağlanışlarını ve bu durumla beraber yaşananları anlatıyor.Sanırım bir kadın olarak Mesude'nin yaşadıkları o kadar acıttıki canımı anlatamam size,rabbim evlatla sınamasın kimseyi.

Toparlamam gerekirse Balıkkçı ve Oğlu okunası olan fakat vasat bir kitap.
Livaneli yazsın biz okuruz.( ama eskisi gibi yazsın lütfen. 🙈🙉🙊 )


Emanet Çocuk - CLAİRE KEEGEN


Bayram tatili nedeniyle İstanbul'dan uzaklaşıp huzur bulduğum bir nehirin kıyısında başladım bu kitaba.2021 yılında yayınlanan 80 sayfalık minik bir eser.Doğrusu abartılar doğrultusunda beklentimi yüksek tuttuğum için biraz kendime kızdım çünkü kitap beklentimi karşılamadı.Fakir bir ailenin küçük kızları annesinin hamileliği nedeniyle kendi çocuklarını bir kazada kaybeden akrabalarına gönderilir.Orada aile olmak,anne - baba olmak evlat olmak ne demek onu görür daha sonra evine döndüğü anda yaşadıkları anlatılır.

Çocuk hikayeleri o kadar can yakıcı ki , uzak kalmak istiyor insan.
Keşke hiçbir çocuk üzülmese...

Kirpinin Zarafeti - MURİEL BARBERY

    "Paris’in merkezinde, gösterişli bir apartmanda, müzik, resim ve felsefe meraklısı, Rus edebiyatı ve Japon sineması tutkunu elli dört yaşında bir kapıcı kadın. Son derece zeki ve üstün yetenekli ama içe dönük ve yaş gününde intihar etmeyi planlayan on iki yaşında bir kız çocuğu. Utangaç bu iki özel insanı birleştir en bağ binaya yeni taşınan kibar Japon beyefendisi olacaktır. Sessiz insanların zengin iç dünyalarında gelişen, göze çarpmayan güzellikleri yücelten, sınıflar ve nesiller ötesi bir dostluğu konu edinen Kirpinin Zarafeti, pek çok ülkede yayımlanmış, milyonlarca okura ulaşmış, zarif ve etkileyici bir roman."

    Tanıtım bülteninde yazan cümlelerde tam da anlatıldığı gibi kitabın içeriği.Ama bu bülten kitabı anlatmaya yetmez.Okumaya başladığınız anda sizi tuhaf bir şekilde kendine bağlayan bir kurgusu var.Evet kitapta 3 baş karakter var ama ben bayan Reene'ye hayranlık besledim.Var olan entelektüel kimliğini bilinçli bir şekilde gizliyor ve hayatını bu şekilde,bir kapıcı olarak geçiriyor.Kitabı okurken ne olacak ne zaman olacak diye diye sayfaları çevirdim.Doğrusu kendini insanlardan gizleme nedeni bana sönük gelsede bayan Michel olağan üstü bir karakterdi bence.
Okunacak güzel bir eser.
Haddim olmayarak tavsiyemdir.

Fotoğrafın da bir hikayesi var tabii ki,Kahvaltı için 1,5sene sonra çıktığımız bir pazar sabahında ayaklarımız Anadolu Kavağı'na Yuşa Tepesine götürür ve dönüş yolunda 20 defa denedikten sonra harika bir istanbul gününden mavi dolu yeşil dolu bir fotoğraf çıktı karşıma :)

İstanbul sen ne güzel şehirsin 💙 


 

5 Temmuz 2021 Pazartesi

Toprakta Büyür Mü İnsan ? - KEREM BAKICI

 
Toprakta Büyür mü İnsan Kerem Bakıcı’nın ilk kitabı, yapıkredi yayınlarından çıkmış toplam 78 sayfa incecik tadımlık bir kitap. Kitap üç ayrı bölümden oluşuyor her biri ayrı öyküler,ikinci bölümde bağlantılı öyküler var.En çok Oy Havar’dan ve Alıç Ağacının Bedduası’ndan etkilendim. Doğruyu söylemek gerekirse ben kitaptan çok Kerem Bakıcı’nın anlatım şeklini sevdim onda kürt yazarların kendine has anlatımı var.

Kendisinden bir dengbej hikayesi okumayı, güneydoğunun sokaklarından,evlerinden geçen romanlar okumayı isterim.


 

3 Temmuz 2021 Cumartesi

Volvo Kamyonlar - ERLEND LOE

 

     Kadının Fendi ve Doppler’den sonra okuduğum 3. Erlend Loe kitabı. Doppler’in devamı niteliğindeki Volvo Kamyonlar çıktığını görünce büyük bir heyecanla almıştım. Tam bir Doppler hayranıyım. Ama gelin görün ki kitap tam bir hayal kırıklığı oldu benim için, okurken o kadar sıkıldım ki bitsin diye çırpındım, ısrarla sonuna kadar okudum çünkü Doppler’in tadını bir yerde alacağımı düşünüyordum. Ama haksızlık etmek de istemem Kitaba ilk başladığım sayfalarda Maj Britt karakterine karşı o kadar çok merak besledim ki harika bir kitap olacak bu dedim ama maalesef olmadı.

Kitapta sürekli “ben bu kitabın yazarı olarak” diye başlayan cümleler , * yazdıklarına bir sonraki sayfada yaptığı açıklamalar “ayyyyy ayy  yeter” diye bağırttı beni. Kitabın sonunda, Doppler’in hikâyesinin devam edeceğini belirtmiş yazar ama büyük ihtimalle okumayacağım. Birbirinin devamı niteliğindeki bazı kitaplar kesinlikle okunmamalı, en tatlı yerinde bırakılmalı. Keşke Doppler’i olduğu yerde ormanda bıraksaydım :/   

22 Haziran 2021 Salı

Sonuç Alıcı Müzakere

2 hafta paylaşım yapmadım diye okumadım sanmadınız değil mi,az da olsa okudum ondan ard arda paylaşmam. Son olarak Sonuç Alıcı Müzakere müzakere ile ilgili daha önce de bir kitap okumuştum bu ikincisi oldu.Anlaşma noktalarında ne yapmanız gerektiği detaylı bir şekilde anlatılıyor.Sadece iş yaşamında değil aynı zamanda sosyal hayatınızda da uygulayabileceğiniz yönlendirmeler mevcut kitapta.
Yapabilirseniz ne ala :)


 

Giden Bir Kedinin Ardından - FERİT EDGÜ


    Tavsiye üzerine okuduğum ilk Ferit Edgü kitabı Giden Bir Kedinin Ardından. Doğruyu söylemek gerekirse beni çok yere aldı da götürdü. Özellikle de kitaba ismini veren öyküde iş yerindeki kapımızın önüne doğum yapmak üzere sığınan kedinin varlığının denk gelmesi beni baya ağlatmış olabilir. Doğum yapmak için neden bizi seçmişti diye. Neyse işte tevafuk bu ya okumak da kediye yuva yapmak da nasip oldu.

Okuyun, okutun efendim.

“Bir deprem yaşamıştım. Duvarlarım yıkılmış, tavanım çökmüştü. Kapımın önündeki ihtiyar, Olur bunlar, diyordu, yaşamla tanışmak budur, daha nicelerini göreceksin. Hadi, şimdi çardağın altına geç, eline bir kitap al, oku. Bak göreceksin korkuların geçecek.”

Taşrada Bir Ay - JOSEPH LLOYD CARR

 

Taşrada Bir Ay, İngiltere’ nin Kuzey Yorkshire bölgesinin Oxgodby kasabasında geçen kısacık bir roman. Yazar Joseph Lloyd Carr ki ilk defa kendisini okuyorum çevirisi de Umay Öze tarafından yapılmış bir kitap.

Doğrusu beklentimin çok altında kaldı kurgusu ama yeni bir tat okumaktan zarar gelmez.Spoiler vermemek adına detay paylaşmıyorum.

Tanıtım bülteninden,

Tom Birkin, I. Dünya Savaşı’nın en kanlı çarpışmalarına sahne olan Passchendaele’den muharip gazi olarak ülkesine dönmüş, hayatı kaldığı yerden tekrar yakalamaya çalışmaktadır. Bir kilise duvarındaki, Orta Çağ’dan kalma freskin gün yüzüne çıkarılması işi için Kuzey Yorkshire’daki Oxgodby kasabasına gelir. İlk başta, bir Londralı olarak taşraya âdeta bir Marslı kadar yabancıdır; fakat taşranın sabit yaşamı ve çalışma ritmi, beraberinde imkânsız bir aşkın da kapısını aralayarak Birkin’i kısa sürede içine alır, ona savaşın yaralarını sarmasında yardımcı olur ve kendisini evinde hissettirir.

Taşrada Bir Ay, yazarın deyimiyle “sonsuza dek yitirilmiş bir dönemi” ve o dönemden yadigâr kalan sevinçleri, üzüntüleri, korkuları, kızgınlıkları, hayal kırıklıklarını, umutları, hayalleri ve tabii ki emekleri unutturmamak için yollanmış, zamanın zalim eline direnen bir kartpostal gibidir âdeta.

 J. L. Carr, taşranın dinginliğini ve pastoral yaşantısını, imkânsız aşkın olanca hüznü ve lirizmiyle bezediği atmosferde, bir ülkenin kayıp güzelliğinin izini sürerken, unutturmamaya çalıştığı bütün o duyguların aslında hepimiz için ne kadar benzer, hatta ortak olduğunu da bizlere fısıldar.


(Fotoğraf Galata Kulesi'nin hemen altındaki çay bahçesinden,yazın erken saatte gidip mesai başlayana kadar çay içmeye ,etrafı izlemeye bayılıyorum.)

2 Haziran 2021 Çarşamba

Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü Üzerine - JOHN STUART MILL

Bu sene okuduğum bence en etkileyici kitaptı.Başlı başına tamamen farkındalık yaratan insanı düşünmeye ve de karşıt görüştekileri dinlemeye yönlendiren olağanüstü bir eser.Tamamı 64 sayfadan oluşuyor ama öğretileri oldukça fazla.Yakın zamanda tekrar okuyacağım.İşte kitaptan bazı satırlar;

“İçinde bulunduğumuz çağ "inançtan yoksun ama kuşkuculuktan ödü kopan" bir çağ olarak tanımlanmıştır ve insanlar görüşlerinin doğruluğundan değil, onlar olmaksızın ne yapacaklarını bilemediklerinden emindir.

 “Bir insanın bir konunun tamamını bilmeye yaklaşmasının tek yolunun, her türlü farklı görüşe sahip insanları dinlemek, her türden zihnin bu konuya bakış biçimlerinin tümünü incelemektir.

 “Bir kişi hariç bütün insanlık aynı görüşte olsa,tek bir kişi karşı görüşte olsa,insanlığın o kişiyi susturma hakkı,o kişinin gücü yetse insanlığı susturma hakkından fazla değildir.

 

"Her cağ, daha sonraki cağlarda yanlızca yanlış değil ayını zamanda saçma olarak değerlendirilen pek çok görüşe sahip olmuştur; şimdi yaygın olan pek çok görüş de gelecekteki çağlar tarafından reddedilecektir, tıpkı bir zamanlar yaygın olanların bugün reddedildiği gibi."

 

15 Şubat 2021 Pazartesi

Günler Aylar Yıllar - Yan Lianke

Anlatmazsam çatlarım dediğim bir kitapla çıktım karşınıza.Önce yazardan ve çevirmeninden bahsedeyim size,

Yan Lianke 1958 Pekin doğumlu öykü ve roman yazarı , kitaplarında  fazlasıyla hiciv barındırdığından eserlerinden bazıalrı Çin'de yasaklanmış.Edebi hayat boyunca bir çok ödüle layık görülmüş ki ben bu kitabına bayıldım diğerlerini düşünemiyorum bile adam haketmiş almış. (nokta :P)

Erdem Kurtuldu 1981 İstanbul doğumlu,Ankara DTFC'de okumuş daha sonra burslu olarak Çin'e gidip eğitim alıyor.Ben çevirisini çok beğendim ellerine sağlık.

Kitaba gelince de spoiler içerir öncelikle belirteyim.

Bir Umut hikayesi,kuraklık nedeniyle yaşadıkları köyü terk eden tüm köye rağmen bahçesinde yeşil bir mısır fidesine bakmak için kalmayı tercih eden ihtiyarın ve gözleri güneşe kurban edilen kör bir köpeğin ölüme giden sürecini anlatıyor.O fideyi büyütmek ve tek bir mısır koçanı hasatı oluşsun diye zaman kavramını yitirerek açlık ve susuzlukla mücadele ediyorlar.Bu sürede yaşadıkları canımı o kadar acıttı,midemi bulandırdı ki bir ara kitabı bırakmayı düşündüm ki toplamda 100 sayfa kadar.Özellikle de sıçanlardan bahseden yoğun bir bölüm var ki dayanamayıp okumaya mola verdim ama yılmadan bitirdim.Çok güzel bir kitaptı,daha fazla spoiler vermeden size muhakkak okumanızı tavsiye diyorum.2021 yılında okuduğum en iyi kitaplardan biri olacağını düşünüyorum.

Okuyun,okuyun,okuyun diyerek yazımı bitiriyorum.

Hepinize bu soğuk karlı İstanbul gününden sevgiler.

8 Şubat 2021 Pazartesi

Gergedan - Mine Söğüt


     Gergedan Mine Söğütün Deli Kadın Hikayeleri'nden sonra okudğum ikinci kitabı.2020 yılında ilk baskısını yapmış 124sayfalık bir kitap.

Mine Söğüt olağanüstü bir kaleme sahip,kurguları dehşet verici.Benim için okuması çok kabuslar gördüğüm bir zaman aralığına denk geldi.Bir ara acaba şimdilik bu kitabı okumasam mı daha çok bunalıyorum dediğim oldu ama bırakmadım sonuna kadar okudum zaten incecik bir kitap.

Ben en çok ÜÇLÜ KANEPE ve BÜYÜK KÜFÜR hikayelerinden etkilendim.Doğrusu Üçlü Kanepe'yi hatırladıkca haala ürperiyorum.

Kitapta altını çizdiğim satılarda yok değil ama evde bırakmışım ondan ekleyemiyor :/ akşama güncellerim belki yazıyı.

Mine Söğütün okuduğum iki kitabında da hissettiğim duygu, Kapkaranlık bir girdabın içindeyim ve oradan çıkamıyorum,çıkmak için çabalamıyorum da aslında.Kendine çekiyor beni,korkuyorum ama uzaklaşamıyorum.Sizi sürükleyeceği yer korkutmayacaksa kesinlikle okumalısınız.

Sevgiler :*

4 Şubat 2021 Perşembe

Hayvan Çiftliği -George Orwell

 


Faydalı işlerde bugün George Orwell yazısı var.Dün akşam bitirdiğim müthiş bir kitap,son sayfalarına kadar bu hayvancıklar ne zaman farkedecekler ne zaman duruma uyanacaklar diye okudum.Biliyorsunuzdur George Orwell'ın 70 yıllık telif süresi 2021 yılında dolduğundan tüm yayınevleri kitapları özgürce basmaya başladılar ben çok önceleri almıştım Can Yayınları baskısını ki Türkiye'deki telif hakkı Can Yayınlarındaydı.Kapak tasarımını sevmiyorum ama Celal Üster tarafından yapılan çevirisi çok iyi.

Hayvan Çiftliği , yaşadıkları çiftlikte eziyet gördükleri için bilge bir domuz önderdiğinde başlatılan ayaklanmayı ve ilerleyen süreçte yaşananları anlatıyor.Hayvanlar üzerinden yapılan göndermeler olağanüstü.

Kitap hepimizin bildiği,

BÜTÜN HAYVANLAR EŞİTTİR,AMA BAZI HAYVANLAR DAHA EŞİTTİR. 

cümlesi ile kafalarımıza kazanmış durumda.Madem kitap özünde insanı anlatıyorsa biz de o zaman şu  söylem doğru mu diye sormayalım mı?

BÜTÜN İNSANLAR EŞİTTİR,AMA BAZI İNSANLAR DAHA EŞİTTİR.

30 Ocak 2021 Cumartesi

Fahrenheit 451

 

Dostlar,  kardeşler, yoldaşlar sürekli depresif dolaştığım, yorganın altına saklandığım zannedilmesin ben iyi şeyler de yapıyorum. Mesela okuyorum, izliyorum amaaa sizinle paylaşmıyorum özür dilerim.

2021 yılının ilk İstanbul karında içimizi alev alev ısıtacak olan FAHRENHEIT 451 e başladım, yıllardır  okunmayı bekleyen kitaplar arasında kitaplığımda bekliyordu ki dedim yeter, okuma vaktin geldi, size de anlatayım nedir bu kitabın konusu.

451 Fahrenheit kağıdın yanma derecesiymiş , uzak zamanlardan itfaiyecilerin yangınları söndürmek için değil de kitapları yakmak adına yangınlar başlatmak için var olduğu zamanları anlatıyor. Doğrusu okurken bir ara Allah korusun kitaplarım yansa ne kadar üzülürdüm diye kalbim sıkıştı. Konusu itibariyle beni alıp sürükledi diyemeyeceğim ama okurken kendimizi sorgulayacağımız , düşüneceğimiz ,kitapların varlık ve anlamlarını pekiştireceğimiz bir yapıt. Yazarı Ray Bradbury çevirmeni ise Dost Körpe İthaki yayınlarından okudum doğrusu başka yayınevinden baskısı var mı da araştırmadım.

Kitabın detaylı analizi ile sizi boğmak istemem ki haddime de değil analiz falan. Okumak isterseniz güzel istemezseniz kayıpta değilsiniz diyebileceğim bir kitap. Sevenlerine sonsuz saygılarımla.

Kitapların özgür ve sonsuz olduğu bir dünya dileğiyle, hepinize sevgiler


Fotoğrafa tık tık instagram sayfamdasınız :*

14 Kasım 2019 Perşembe

Beni Kör Kuyularda...


Beni Kör Kuyularda Hasan Ali Toptaş’ın son kitabı,
Beni tanıyanlar bilir ki ben yazarı çok severim kendisiyle yıllar önce YALNIZLIKLAR kitabı ile tanışmış ve hayranlıkla bir çok kitabını okumuştum.En son 3 sene evvel yine bu zamanlarda KUŞLAR YASINA GİDER kitabı yayınlanmış bir çırpıda okumuş hayranlığımı kat be kat arttırmıştı.
Kitabın baskıda olduğunu bir süre önce öğrendim ve nasıl okuyacağım diye kara kara düşünmeye başladım çünkü 1 sene kendime kitap alma yasağı koymuştum. Bunu bilen bir arkadaşım sağ olsun ki ön sipariş ile kitabı temin etmiş. Tabi ki çok mutlu oldum.

Okumaya başlar başlamaz yazılanların esiri oldum toplamda 3 günümü aldı bitirmek. İş, ev, misafir üçgeninde iyi bile okudum.

Gelelim konusuna. Kitaba başlar başlamaz Güldiyar karakterinin esiri oluyorsunuz. Güldiyar'ın başına gelenlerin çözümlenmesini kitaba konu olan ailedeki karakterlerin başına gelmiş ve gelecek olanların açık açık anlatılmasını bekliyorsunuz. Ama nafile 240 sayfalık kitabın son sayfasına kadar, mübalağa etmiyorum inanın son sayfaya kadar her şeyin ortaya çıkmasını bekledim ama nafile. Hiçbir şey olmadı. Bu duruma üzülsem de kitabı, akıcılığını, anlatımlarını, uyandırdığı merakı çok sevdim.Her bir karakterin ayrı ayrı kitabı yazılır o kadar ilginçlerdi. Bazı karakterlerin var olma nedenlerini anlamasam da yine de çok sevdim özellikle de HALİL’i çok merak ediyorum.

Sonuç olarak itabın tanıtım bülteninde yazdığı gibi;

"İnsanlardaki seyir merakı,
bu merakın doğurduğu acımasızlık, habire dönen karanlık bir çark, çarkın öğüttüğü insanlar, yarım kalmış sevdalar
ve parçalanmış hikayeler…"


Hasan Ali Toptaş yazsın ben okurum,hep okurum ...

5 Eylül 2019 Perşembe

Kafa Dağıtmaca.

Bugün o kadar yoğun başladı ki az nefes almak adına boş kalınca yazmak istedim.Aslında içimde kopan fırtınaları anlatmak isterdim ya da rüyamı ama şimdi değil inşallah onun da zamanı gelecek.

Şimdi size fotoğrafı anlatacağım.

Öncelikle kitaptan bahsetmek istiyorum,yeni başladım benim için yeni bir yazar ilk defa okuyorum.Can yayınlarının 7 tl kampanyasından almıştım kitabı,yazar hakkında o kadar çok güzel yorum okumuştum ki o ara almadan edemedim.Başka kitapları da vardı ama ısınır mıyız birbirimize bilemediğimden diğerlerini almadım.başlayalı neredeyse bir hafta olacak ve ben daha ilk öyküyü bitiremedim bu tamamen benden kaynaklanıyor ya da hayır kapaktan kaynaklanıyor.Hayatımda bu kadar itici bir kapak görmedim.Kitaptan utanıyor gibiyim sevmedim alamıyorum elime,metroda otobüste ofiste okuyan biriyim ama yok bunu çantamdan çıkartamıyorum.Can yayınları nasıl böyle bir kapak hazırlatmış aklım almıyor.Ama karalıyım okuyup bitireceğim.Kitap ödüllü bu arada,gözardı edilmemesi gereken önemli bir konu.Bitirince inşallah onun hakkında da yazarım :S

Diğer obje termosum .Aylarca araştırarak gezerek arayarak tchibo dan 134,9tl ye aldığım  Contigo marka termosum. Kahve içmeyi çok seviyorum,gönül ister ki gidip sıcak sıcak değişik aromalarda kahve dükkanlarından alalım ama o kadar pahalı ki en güzeli evde yapıp götürmek.Kahve Dünyası'ndan Guatemala kahvesi alıyorum yumuşak içimli,aroması güzel çalıştığım yere 5 dk yürüme mesafesinde PERA şubeleri var 2 aydır gidiyorum french press için uygun şekilde 250 gr öğüttürüp alıyorum 29 tl gibi bir rakama denk geliyor. İnternet'ten de sipariş verebilirsiniz ama 4lr gibi bir fark oluyor.Paradan ziyade gidip taze taze çektirmek bence çok daha güzel.Konumuza dönelim çünkü dertliyim,termosum daha 3 ay olmadan soyulmaya başladı.Alırken özellikle bulaşık makinesinde yıkanabilir olsun istedim.İnternet sitesinde uygun olduğu yazıyor,mağazada da sıkıntı olmayacağını söylediler bende aldım,çok severek kullanıyorum.Sadece 2 defa bulaşık makinesine attım ve soyulmaya başladı.Özellikle çizilmesin diye makinede yakınına hiçbir şey koymadım ama sonuç bu.En kısa zamanda mağazaya gidip değişim ya da iade isteyeceğim :(

Gelelim oyuncaklarıma;
Süpermenim 3 senedir benimle nereye gitsem yanımda,masamda benim için özel bir anlamı var,onunla konuşuyorum,elime alıp seviyorum, bakışıyorum. O özel olmazsa olmaz.
Diğer tatlı scooterlı kız ise Burger Kingin çocuk menüsünden verilen bir oyuncak.O da bana ayrıca pozitif enerji veriyor.Kızın gözlerinden mi,gülüşünden mi,özgür görüntüsünden mi bilmiyorum ama seviyorum.Arada ona da bakıp mutlu oluyorum :)

Hemen önlerinde ise Sardala Koyu'ndan kurban bayramında bulduğum deniz kabuğum.Çok güzel bir koy ama suyu buz gibiydi dizlerime kadar girmeye dayanabildim.Bir daha ki yaza tekrar denerim belki şansımı :)

Konuyu bağlayacak bir yerim yok.Kafamda kurduklarımı yazmasam da yazdım rahatladım.Yemeğe de dışarıya çıkar kitap okursam değmeyin bugün keyfime :)

8 Temmuz 2019 Pazartesi

Devran


Devran;
Sevgili Selahattin Demirtaş’ın ikinci öykü kitabı. Demirtaş’ı  beyefendiliği, duruşu, bilgisi, mücadelesi nedeniyle zaten çok severdim.İlk kitabı Seher’de kitaplığımda ama daha okumak kısmet olmadı.

             Geleyim Devran’a,ilk öykü Gün Olur Devran Döner’i okuduğumda üzüldüm, etkilendim ama ne olur devamı böyle olmasın dedim içimden. Acıdan o kadar bıktık ki hepimiz hep dram hep dram nereye kadar.
Ki sağ olsun Demirtaş kitabın devamındaki hikayeleri o kadar güzel kurgulamış ve yazmış ki çok keyifle okudum.
Her hikâye ayrı bir etki bıraktı bende kimisinde üzüldüm kimisinde gülümsedim en güzeli hem toplumsal konulara değinmiş olması hemde her çevreden insandan bahsetmesi.
Kürtçe isimleri çok severim Baran,Berfin,Dilan değil de daha özgün daha az bilinen.En sevdiğim Rodin'dir mesela anlamlıdır benim için belki bir gün onun hikayesini de anlatırım kim bilir. Baran'ın Beşiği'ni okurken kadın karakterin adı ŞEVİN' di ben şev (gece)'den türediğini düşünmüştüm.Gecenin güzel zamanıdır herhalde dedim ama iki anlamı varmış meğer bir gece ile ilgili diğer ise çobanların havalar ısındığında koyunlarını dışarda uyutması olayına verilen isimmiş.Her durumda sevdim güzel isim.Aklımda bulunsun :)

Kitap gerçekten akıcı ve güzeldi.İsterim ki okurken ön yargılarınızı yıkın,düşünün anlamaya çalışın belki o zaman bizden olmayana karşı empati kurmaya başlayabiliriz.

Selahattin Demirtaş'ın en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşması temennisiyle...


2 Temmuz 2019 Salı

Sevmek Öğretilebilecek Bir Duygu Mu?


      Elbette ki bloğumda kitaplardan bahsedecektim aksini düşünmüş olamazsınız bence.

Bahsedeceğim bahsedeceğim  de ilk yazımın bir kişisel gelişim kitabına ait olabileceğini düşünmemiştim. Aslında bu kitabı seçmemin nedeni hem çok yeni okumuş olmam hem de bende bıraktığı etkisi.

Ne demişler bu hayatta “Büyük lokma ye büyük konuşma” işte böyle böyle bu hallere düşüyoruz. Yazar Guy Fınley’in bir önceki kitabını (Vazgeçebilmek) görmüş de bir ton laf etmiştim kim okuyor bunları diye. Hatta Sevebilmek kitabını D&R da görmüş kusan emoji  ile instagrama storisini atmıştım. 
Ahhhh ahh insan kendini ne hallere düşürüyor dostlar.
İşte hasta olunca şifayı her yerde arıyorsun Guy – Muy aldık kitabı okuduk. 

Gelelim içeriğine. Aslında kitapta bilmediğimiz hiçbir şey yok. Sadece görmezden geldiğimiz gerçekler bir kez daha gözümüze sokuluyor.

 Kitap diyor ki;
·   Seviyor musun kardeşim o zaman sevgine sahip çıkacaksın.
·  Ortada bir kavga mı var, kavga tek taraflı olmaz demek ki sen de yanlış birşeyler yapıyorsun.
·  İkili ilişkilerinde bir problem mi yaşıyorsun olayları bir de 3.bir kişi olarak gözlemle.
·  Söylediğin bir cümlenin kavga çıkartacağını biliyor ama tutamıyor musun kendini. O anlarda söylediklerinin etkisini görmek için o cümlelerin sana söylendiğini düşün ve karşınızdaki kişide yarattığın etkiyi anlamaya çalış.
·  İnsan sevdiğinin canı yansın istemez, sevdiğinin canını yakmak için çabalama.
· Yıllar öncesinde yaşadığın güven problemlerini şimdiki ilişkilerine yansıtma. Geçmişin üstünü tamamen ört. Yaşadığın sıkıntıların sorumlusu şimdiki partnerin değil unutma.
· Kavgalarınızı 2 türlü gözünün önüne getir. Söylediğin bir cümlenin ilişkini uçuruma sürükleyeceğini aksi bir cümlenin de sevgine değer katacağını unutma.
· Karşındakini değil kendini değiştirmeye çalış, kendi yanlışlarını gör.

vs.

Aklıma geldikçe maddelere eklemeler yapacağım.

Kitabı okurken her söylediğine hak verdim valla dedim doğru o da bu da doğru helal haklısın.
Ama diğer yarım ben yapamam bu dediklerini boşa konuşma dedim.Ya içim şişmiş bağırıp çağırmazsam çatlayacağım ama yok dur 3.göz olup bakayım nasıl görünüyorum deyip duracağım olacak iş değil.
Dedim dedim de yaptım da durdum baktım hem kendime hem karşımdakine kendimi karşımdakinin yerine koydum oluşan o durumun ikimize de verdiği zararı tarttım ve aynen kitapta dediği gibi davrandım.
Sonuç ne mi oldu?
Kavga etmedik, birbirimizi kırmadık.


Kitapta anlatılanlar hayatımızın geneline yayabilirsek faydalı olabilecek öneriler, ailemizle, arkadaşlarımızla, eşimizle, sevgilimizle daha doğru iletişim kurabiliriz. İlk başlarda ya yine mi ben düzeltmek için uğraşıyorum diye düşünebiliriz (ben düşünüyorum J ) ama işte önce kendimizi değiştirmezsek karşımızdakinin değişmesini bekleyemeyiz değil mi?